Facebook

Fatih Camii Berlin

Moschee
1K

Fatih Camii Berlin Resmi Facebook sayfasi.

Fatih Camii Berlin

4 days 14 hours ago

Hutbe: Sahte Haber ve Yanlış Bilgi Problemi

17 Eylül 2021

Değerli Müminler!

Yaşadığımız bilgi-iletişim çağında sürekli bilgi bombardımanına maruz kalmaktayız. Özellikle kontrol mekanizmasının zayıf olduğu sosyal medyanın gelişimi ile birlikte, insanlar âdeta doğru olup olmadığı şüpheli haberlerin sağanağına yakalanmış durumdadır. Bu haberler, hızla kitlelere ulaşmakta ve provokasyonlara yol açabilmektedir. Oysa, el-Habîr olan, yani “her şeyin iç yüzünü bilen ve onlardan haberdar olan” Allah (c.c.), bir âyet-i kerîmede; “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”[1] diye buyurmaktadır. Şuurlu bir Müslüman’ı, bilinçsiz bir insandan ayıran en önemli hususiyetlerden birisi de, duymuş olduğu her haberi bir posta memuru gibi başkalarına ulaştırmamasıdır. Peygamberimiz ﷺ’den bu meyanda aktarılan şu hadîs-i şerif, dikkatlerimizi bu hususa çekmektedir: “Duyduğu her şeyi aktarması, kişinin yalancı olarak addedilmesi için yeterlidir.”[2]

Muhterem Müminler!

Bu hassasiyeti özellikle dinî bilgiler bağlamında sergilemeliyiz. İlahî bilginin iki kaynağından birini teşkil eden hadîs-i şerifler mevzusundaki hassasiyetimizin, hiçbir surette hafife alınması mümkün değildir. Zira, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş yüce Peygamberimiz ﷺ bir hadisinde iki yalancıdan bahsetmektedir. Bunların ilki, yalan bir sözü hadis diye zikreden ve diğeri ise bunu nakledendir.[3] Dolayısıyla dinî bilgileri naklederken kaynaklarımızın sağlam olmasına dikkat etmeliyiz.

Aziz Müminler!

Sahte haber ve yanlış bilgi problemi sağlıkla ilgili konuları da olumsuz şekilde etkilemektedir. Zira tıp alanındaki yanlış bilgiler toplumun ve fertlerin sıhhatine küçümsenmeyecek ölçüde tehlike teşkil etmeye başlamıştır.

Bir buçuk senedir gündemimizi meşgul eden pandemi konusu, bu bağlamda bir istisna değildir. Dolayısıyla sosyal medya gibi farklı mecralarda hastalığın kaynağı, aşısı ve tedavisi hakkında kontrolsüz bir şekilde paylaşılan mesnetsiz bilgilere ve komplo teorilerine iltifat etmemiz doğru olmaz. Müslümanlar olarak sadece sağlam bilgimiz olduğu alanlarda konuşmalıyız. Öyle ki Peygamber Efendimiz ﷺ, tıp alanında uzman olmayanları, şu sözleriyle uyarmıştır: “Daha önceden tabiplik yaptığı bilinmeyen birisi bir kavme doktorluk yapmaya kalkar da hastaya zarar verirse sorumlu olur.”[4]

Muhterem Kardeşlerim!

Biz Müslümanlar, dünyayı bir imtihan yeri olarak algılarız. Rabbimizin bize bahşettiği ömrü, O’nun rızasına uygun bir surette geçirmek ile, bu imtihanı kazanacağımıza inanırız. Bu sınavı kazanmamızın en büyük vesilesi ise, söz ve fiillerimizde doğru olmamız ve yanlışlardan sakınmamızdır.

Allah bizleri sahte haberler mevzusunda hassas olan ve yanlış bilgilerden kaçınan kullarından eylesin. Amin

[1] Hucurât suresi, 49:6
[2] Müslim, Mukaddime, 3
[3] Bkz. Müslim, Mukaddime, 1
[4] Ebû Dâvûd, Diyât, 25

Fatih Camii Berlin

4 days 14 hours ago

FREITAGSPREDIGT

Hutba: Das Problem „Fake News“

17. September 2021

Verehrte Muslime!

Wir Leben im Zeitalter der Informations- und Kommunikationstechnologien und werden ständig mit Informationen bombardiert. Besonders durch die Entwicklung der sozialen Medien, wo es nur sehr schwache Kontrollmechanismen gibt, werden die Menschen mit zweifellhaften Nachrichten geradezu überschwemmt. Es ist oft nicht erkennbar, ob diese Nachricht wahr ist oder nicht. In jedem Fall verbreiten sie sich aber sehr schnell und können sehr provozierend wirken.

Einer der schönen Namen Allahs ist „al-Habîr“, also der „Wohlunterrichtete“. In einem Koranvers heißt es zu unserem Thema: „O ihr, die ihr glaubt! Wenn ein Unzuverlässiger mit einer (verleumderischen) Nachricht zu euch kommt, so klärt die Sache auf, damit ihr niemanden unabsichtlich verletzt und euer Verhalten hernach bereuen müsst.“[1]

Ein Zeichen für den klaren Verstand eines Muslims ist, dass er nicht jede Nachricht ungeprüft einfach weitergibt. Das ist es, was ihn von geistlosen Menschen unterscheidet. Dazu ist auch ein Hadith des Propheten ﷺ sehr aufschlussreich: „Wenn jemand alles, was er hört, weitererzählt, genügt das, um ihn für einen Lügner zu halten.“[2]

Liebe Geschwister!

Insbesondere wenn es religiöses Wissen geht, müssen wir achtsam sein. Man darf die Hadithe, eine der zwei Quellen des Islams, auf keinen Fall auf die leichte Schulter nehmen. Unser Prophet ﷺ beschreibt in einem Hadith zwei Arten von Lügnern. Der erste ist einer, der eine Lüge überliefert und dabei behauptet, es wäre ein Hadith. Der zweite ist der, der sie weitererzählt.[3]

Deshalb müssen wir sicher sein, dass die Quellen zuverlässig sind, wenn wir religiöses Wissen weitergeben.

Verehrte Muslime!

Auch Fake News im Gesundheitsbereich haben einen sehr schlechten Einfluss. Besonders falsche Informationen in der Medizin sind nicht zu unterschätzen. Sie sind eine Gefahr für die Gesundheit der Gesellschaft und des Einzelnen.

Auch das Thema der Pandemie, die uns nun seit eineinhalb Jahren beschäftigt, gehört dazu. Es ist nicht richtig, wenn wir grundlose Behauptungen und Verschwörungstheorien in den sozialen Medien zu den Ursachen, Heilungsmöglichkeiten, oder auch der Impfung, einfach glauben. Als Muslime sprechen wir nur, wenn wir über fundiertes Wissen verfügen. Dazu gibt es sogar eine Überlieferung unseres Propheten ﷺ: „Wenn jemand, von dem unbekannt ist, ob er schon als Arzt tätig gewesen ist, in einem Stamm als Arzt wirkt und dabei ein Kranker zu Schaden kommt, dann ist er dafür verantwortlich.“[4]

Liebe Geschwister!

Für uns Muslime ist die Welt ein Ort der Prüfung. Wir glauben daran, dass wir unsere Lebenszeit so verbringen müssen, dass Allah damit zufrieden ist. Wir glauben, dass wir diese Prüfung so bestehen können. Die beste Gelegenheit dafür ist, in unseren Handlungen und Worten aufrichtig und ehrlich zu sein und uns von Fehlern fernzuhalten.

Möge Allah uns vor Fake News und falschen Nachrichten bewahren. Âmîn.

[1] Sure Hudschurât, 49:6
[2] Muslim, Mukaddima, 3
[3] Vgl. Muslim, Mukaddima, 1
[4] Abû Dâwûd, Diyât, 25

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

5 days 17 hours ago

Fatih Camii Berlin

1 week 5 days ago

CUMA HUTBESİ

Hutbe: Müminin İş ve Ticaret Hayatı
10 Eylül 2021

Değerli Müminler!

Yüce Rabbimiz bizlere helal ve meşru yollarla rızkımızı aramayı, ailemizin nafakasını yine helalinden temin etmeyi emreder. Dolayısıyla bu amaçla iş ve ticaret hayatıyla meşgul olmak hem görevimiz hem de asıl itibarıyla övgüye ve takdire layık bir durumdur. Bu bakımdan, dinimizin çizdiği meşru çerçeve dâhilinde yürütülen ve kul hakkını gözeten bir ticaret anlayışı Müslüman’ın en temel özelliklerinden biri olmalıdır. Bunun aksi bir durum, yani dinimizce yasaklanmış eşyaların alım-satıma konu olması ve müşteri veya işçi hakkının göz ardı edildiği veya eksik verildiği ticaret bir mümin için düşünülemez.

Aziz Kardeşlerim!

Varoluş gayemiz olan dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmemiz için hayatımızı Allah’ın rızasına uygun düşecek şekilde yaşamakla mükellefiz. Bu nedenle dünya hayatımızın temel uğraşı alanlarından biri olan ticari hayatımızın da Allah Teâlâ’nın murâd ettiği şekilde icra edilmesi gerekir. Şuayb (a.s.) kavmine tevhidin mesajını ticaret ahlakı üzerinden anlattığında onunla dalga geçip “Dediler ki: ‘Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.’”[1] Bu durum, ticaret ile alakalı olan hükümlerin de namaz gibi İslam dininin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir. O hükümlere riayet edilmediği takdirde Cenâb-ı Hakk’ın rızasından uzaklaşmış olur ve – Allah muhafaza – şu ayet-i celîlede zemmedilen zümreye dâhil oluruz: “Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun. Onlar, insanlardan bir şey aldıklarında tam ölçüp tartarlar. Kendileri başkalarına vermek için ölçtüklerinde ise eksik tartarlar…”[2]

Bu ayette iş ve ticaret ahlakımızın temellerinin nasıl olması gerektiği veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Nasıl ki aldatılmayı ve satın aldığımız ürünün noksan ve kusurlu olmasını istemiyorsak, başkasını aldatmaktan ve sağlam diye sattığımız ürünün de kusurlu olmasından kaçınmamız gerekir.

Aziz Müminler!

Biraz daha fazla kâr etme amacıyla dürüstlüğümüzden ve hassasiyetlerimizden taviz vermeyelim. Bir iş veya ticaret için de asla ibadetlerimizi ihmal edemeyiz. Müslüman, kazancının helal olmasını, ticaretinin dünyadaki zenginliği yanında ve ötesinde ahireti için yatırım olmasını diler. Müslüman ayrıca rızkın Allah’tan olduğuna iman ettiği gibi malının helal yollardan yapılması durumunda bereketleneceğine de inanır. Nitekim nice dürüst tüccarlar vardır ki az görünen mallarıyla çok işler yaparlar ve yaptıkları onlara huzur verir. Diğer tarafta ise çok malı olup da ne kendisine ne de başkasına faydası dokunmayan nice kimseler vardır.

Muhterem Kardeşlerim!

Çalışmak, ticaret yapmak ve bu yollarla kişisel ve toplumsal ihtiyaçları temin etmek dinimizce teşvik edilmiştir. Bu manada işiyle ve ticaretiyle rızkını arayan ve topluma hizmet sunanlar, tembellik yapıp geçimlerini özürleri olmadığı hâlde başkaları üzerinden sağlayanlardan elbette daha hayırlıdırlar. Özellikle de ticaretini dürüstlük ve güvenle icra edenlerin ahiretteki makamı pek yücedir. Nitekim Hz. Peygamber ﷺ “Dürüst ve güvenilir tüccar, kıyamet günü şehitlerle beraberdir.”[3] buyurmaktadır.

Cenâb-ı Hak bizleri her türlü işimizde dürüst ve güvenilir kılıp, kazancını meşru yollarla arayıp malı bereketli olanlardan eylesin. Özellikle de ticareti ve alışverişi, kendisini Allah’ı hatırlamaktan, namazını dosdoğru kılmaktan ve zekât başta olmak üzere mali görev ve yardımlarını yapmaktan alıkoymayanlardan eylesin. Amin.

[1] Hûd suresi, 11:87
[2] Mutaffifîn suresi, 83:1-3
[3] İbn Mâce, Ticârât, H.No: 2139

Fatih Camii Berlin

1 week 5 days ago

FREITAGSPREDIGT

Hutba: Arbeit und Handel des Muslims

10. September 2021

Verehrte Muslime!

Allah möchte, dass unser Lebensunterhalt (Rizk) und der unserer Familie halal ist. Mit diesem Ziel einen Beruf auszuüben und einem Geschäft nachzugehen ist ebenfalls etwas, das unser Schöpfer von uns erwartet. Dabei ist es wichtig, dass die Rechte des Kunden oder Arbeitnehmers nicht verletzt werden. Etwas anderes ist für einen Muslim sowieso nicht vorstellbar.

Liebe Geschwister!

Um im Diesseits und im Jenseits Glückseligkeit zu erlangen, müssen wir in allen Lebensbereichen entsprechend dem Willen unseres Schöpfers handeln. Als der Prophet Schuayb (a) sein Volk zum Glauben einlud und sie ermahnte, ihre Geschäfte ordentlich zu führen, verspotteten sie ihn: „Sie sagten: ‚O Schuayb! Befiehlt uns dein Gebet, dass wir aufgeben sollen, was unsere Väter anbeteten und dass wir mit unserem Vermögen nicht nach Belieben schalten und walten sollen? Du bist doch immer nachsichtig und rechtdenkend!‘“[1]

Dieser Koranvers lehrt uns, dass die Bestimmungen zum Arbeits- und Handelsleben eines Gläubigen wesentlicher Bestandteil des Islams sind.

Wer die Gebote des Islams im Arbeitsleben nicht einhält, wird im Koran gewarnt: „Wehe denen, die das Maß verkürzen, Die volles Maß verlangen, wenn sie sich von (anderen) Leuten zumessen lassen, aber weniger geben, wenn sie ihnen zumessen oder auswiegen.“[2] Eine Grundlage der islamischen Arbeits- und Handelsmoral ist also das rechte Maß.

Verehrte Muslime!

Wir dürfen uns nicht von Ehrlichkeit und Gerechtigkeit entfernen oder unsere Ibâdas vernachlässigen, nur um etwas mehr Geld zu verdienen. Genauso ist ein rechtmäßiges Einkommen nicht nur aus weltlichen Gründen wichtig, sondern auch für unser Jenseits.

Wir glauben daran, dass Allah unseren Lebensunterhalt vermehrt, wenn wir ihn auf erlaubtem Wege erwerben. Tatsächlich gibt es aufrichtige Händler, die mit wenigen Geschäften viel Gewinn erzielen und Frieden erlangen. Andere hingegen machen zwar größere Geschäfte, diese sind aber weder ihnen noch anderen von Nutzen.

Liebe Geschwister!

Als gläubige Menschen sind wir dazu aufgerufen, zu arbeiten, Handel zu treiben und einen Beitrag zur Gesellschaft zu leisten, anstatt unseren Lebensunterhalt auf Kosten anderer zu bestreiten. Wer ehrlich und aufrichtig ist, wird im Jenseits belohnt werden. Schließlich sagte unser Prophet ﷺ: „Ehrliche und zuverlässige Händler werden am Jüngsten Tag mit den Märtyrern sein.“[3]

Mögen wir stets aufrichtig und zuverlässig sein. Mögen wir unseren Lebensunterhalt auf erlaubtem Wege bestreiten und dadurch Segen erlangen. Mögen wir nicht zu jenen gehören, die sich von ihrer Arbeit ablenken lassen und damit in Versuchung geraten, Allah und ihre Ibâdas zu vergessen, insbesondere die Zakat. Âmîn.

[1] Sure Hûd, 11:87
[2] Sure Mutaffifîn, 83:1-3
[3] Ibn Mâdscha, Tidschârât, Hadith Nr. 2139

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

1 week 5 days ago

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

2 weeks 5 days ago

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

2 weeks 5 days ago

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

2 weeks 5 days ago

Fatih Camii Berlin

3 weeks 5 days ago

CUMA HUTBESİ

Hutbe: İlmi Amele Dönüştürmek

27 Ağustos 2021

Muhterem Müminler!

İlim talep etmenin her Müslüman’a farz olduğu[1] hepimizce malumdur. Herkese farz olan ilim ise ilm-i hâldir, yani iman, ahlak, abdest, namaz, oruç, zekât, hac, nikâh, ticaret gibi dinî ve dünyevi sorumluluklarımızı ve ihtiyaçlarımızı yerine getirebilmemiz için gerekli olan hükümler ve bilgilerdir. Tefsir, hadis usulü, fıkıh usulü ve kelam ilmi gibi dinî disiplinler ile tıp, mühendislik, mimarlık ve tarih gibi dünyevi bilgi alanlarında ihtisas yapmak ise farz-ı kifayedir. Yani toplumun yeterli bir kısmının bu alanlarda derinleşmesi, toplumun diğer fertlerinden bu sorumluluğu düşürür. Buna rağmen söz konusu ilim bizatihi gaye hâline getirilmemelidir. Zira ilim araç, amel ise amaçtır.

Muhterem Müslümanlar!

Kur’ân-ı Kerîm’de onlarca ayette, iman edip salih amel işleyenlerin övülmeleri bu hakikati ayrıca tekit eder. İlim ile ameli birbirine bağlayan unsur ise haşyet, yani Allah korkusudur. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki: “Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayıcıdır.”[2] Sahabeden İbn Abbâs (r.a.) bu âyet-i celîleyi açıklarken, Allah’tan ancak azametini, ululuğunu ve sonsuz kudretini bilen kişinin kendisinden hakkıyla korkabileceğine işaret etmiştir. İlim ile Allah korkusunun birbirinden ayrılmayacağını tâbiîn neslin büyüklerinden olan İmam-ı Şâbî de isabetli bir şekilde vurgulamıştır. Bir kişi ona “Bana fetva ver, ey âlim!” diye seslenince, kendisi “Âlim ancak Allah’tan (hakkıyla) korkan kişidir.” diye karşılık vermiştir.[3]

Demek ki gerçek ilim, insanı haşyete, yani Allah korkusuna sevk eden ilimdir. Hakiki haşyet ise mutlaka kişiyi salih amel işlemeye teşvik eder.

Aziz Kardeşlerim!

Hz. Ali (r.a.)’ın rivayetine göre, bir kişi Resûlullah ﷺ’e gelip “Ey Allah’ın elçisi, cehaletin yükünü benden ne kaldırır?” diye sordu. Peygamberimiz ﷺ de: “İlim.” diye cevap verdi. Buna binaen “Öyle ise ilmin yükünü benden ne kaldırır?” diye sorduğunda, Peygamberimiz ﷺ “Amel.”[4] buyurup bize aslında veciz bir şekilde istikametin tarifini vermiş oldu. Bazı âlimlerimizin ifadesiyle: “İlim bir ağaçtır, amel de onun meyvesi. İlmiyle amel etmeyen ise âlim sayılmaz.” Sehl İbn Abdullah isimli âlim ilim-amel ilişkisini şu şekilde dile getirmiş: “İlmin hepsi dünyalıktır. Onunla amel etmek ise ahiret içindir.”[5] Muâz İbn Cebel (r.a.) “İstediğiniz kadar ilim sahibi olun. (İlminizle) amel etmediğiniz müddetçe Allah sizi onun için mükâfatlandırmaz.”[6] sözüyle bu hakikate ayrıca dikkat çekmiştir. Ebû Hureyre (r.a.), “Amele geçirilmeyen ilim, Allah ﷻ’nun yolunda harcanmayan bir hazine gibidir.”[7] diyerek benzer bir tembihte bulunmuştur.

Değerli Kardeşlerim!

Peygamberimiz ﷺ’in şu uyarısını kesinlikle göz ardı etmeyelim: “Kıyamet gününde, Âdemoğlu şu beş şeyden sorguya çekilmeden Rabbinin (mahkemesinden) bir adım atamaz: Ömrünü nerede tükettiğini, gençliğini nerede eskittiğini, malını nereden kazanıp nerede harcadığını ve öğrendiği ilmiyle neler yaptığını.”[8] Hiç kuşkusuz, yüce Allah’ın kulları olarak bütün bu hususlarda kendimizi hesaba çekmeliyiz. Ama muhtemelen hadisin sonunda zikredilen ilim-amel meselesi en çok ihmal ettiğimiz noktaların biridir. Bundan dolayı büyük sahâbî Ebu’d-Derdâ (r.a.) buyurmuştur ki: “Rabbimin bana ilk olarak ‘Sen ilim sahibi idin. İlminle nasıl amel ettin?’ diye sormasından çok korkuyorum”[9]

Yüce Mevlamız bizi ilimleriyle amel eden kullarından eyleyip hesabımızı müyesser eylesin. Âmin.

[1] Bkz. İbn Mâce, H. No:224
[2] Fâtır suresi, 35:28
[3] Bkz. Begavî: Meâlimu’t-Tenzîl, 35:28 ayetin tefsiri
[4] Hatîb-i Bağdâdî: İktizâu’l-İlm El-Amel (1984), s. 18-19
[5] A.g.e., s. 14, 28
[6] Dârimî, İlim, 11, H.No: 268
[7] Hatîb-i Bağdâdî: İktizâu’l-İlm El-Amel (1984), s. 24
[8] Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyame, 3, H. No:2416
[9] Hatîb-i Bağdâdî: İktizâu’l-İlm El-Amel (1984), s. 41


This is a Facebook demo page created by plugin automatically. Please do not delete to make the plugin work properly.