Facebook

Fatih Camii Berlin

Moschee
1K

Fatih Camii Berlin Resmi Facebook sayfasi.

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

1 week 1 day ago

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

1 week 3 days ago

Fatih Camii Berlin

1 week 3 days ago

CUMA HUTBESİ

Hutbe: Haset Sevaplarımızı Yok Eder

14 Ocak 2021

Kıymetli Müslümanlar!

Allah (c.c.)’nun yaratmış olduğu en şerefli mahluk olan insan, ahlaki anlamda iyi hasletlere sahip olabildiği gibi kötü huyları da bulunabilmektedir. Bu kötü huylardan birisi de şüphesiz ki haset duygusudur. Haset, başkasının sahip olduğu maddi veya manevi imkânların kendisine geçmesi veya kıskanılan kişinin bu imkânlardan mahrum kalması yönündeki istek ve niyeti ifade etmektedir. İnsanlığın bireysel ve toplumsal hayatta mutluluğunu hedefleyen yüce dinimiz, başkalarına haset etmeyi haram kılmıştır. Rabbimiz, insanlığa rehber olarak gönderdiği Kur’ân-ı Azîmüşşan’da; “Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”[1] diye buyurmaktadır.

Aziz Cemaat!

Haset şeytani bir duygu olup, İblis’in Hz. Âdem’e hissettiği kıskançlığın ismidir. Kâbil’in, kardeşi Hâbil’i kıskançlık dolayısıyla öldürmesi, Hz. Yûsuf (a.s.)’ın kardeşleri tarafından kıskanılıp kuyuya atılması, hasedin tehlikeli neticelerine Kur’an’ın verdiği önemli örneklerdendir. Bu öyle bir duygudur ki, sahibini Allah’ın rahmetinden mahrum bırakır. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ﷺ, insanları bu duygu hususunda çok şiddetli bir ifadeyle uyarmış ve “Haset etmekten sakının. Zira ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.”[2] buyurmuştur.
Değerli Müminler!

Allah’a ve ahiret gününe hakkıyla iman eden bir Müslüman’ın karakter özellikleri içerisinde haset huyunun bulunmasına imkân yoktur. İslam ahlakı ile ahlaklanan bir mümin kesinlikle haset etmez ve kendi nefsi için arzu ettiğini kardeşleri için de ister. Buna mukabil, başkasında bulunan bir şeyin yok olmasını temenni etmeyerek aynı şeyin kendisinde de olmasını arzu etmesi anlamına gelecek şekilde, gıpta edebilir ve imrenebilir.

Peygamber Efendimiz ﷺ şu hadîs-i şerifle kimlere imrenmemiz gerektiği hususunda bizleri aydınlatmıştır: “Ancak iki kişiye gıpta edilir: Allah’ın verdiği malı hak yolunda harcamayı başaran kimse. Yine Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.”[3]

Muhterem Kardeşlerim!

Haset etmenin en büyük zararı, haset duyulana değil bizatihi haset duygusuna sahip olan kişinin kendisinedir. Başkalarında olan varlığa, başarıya ve güzelliklere yönelik kıskançlık, gerçekte kaderi tenkit ve Allah’ın rahmetine itirazdır. Tam bu noktada, geçmiş âlimlerimizin “Kadere iman eden, kederden emin olur.” cümlesini hatırlamakta fayda vardır. Hak Teâlâ ise; “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.”[4] buyurarak, takdir olunana boyun eğmemizi emretmektedir.

Yüce Rabbimiz, bizleri takdir-i ilahîye rıza gösterip, haset etmeyen kullarından eylesin. Amin.

[1] TâHâ suresi, 20:131
[2] Ebû Dâvûd, Edep, 44
[3] Buhârî, İlim, 15; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 268
[4] Zuhruf suresi, 43:32

Fatih Camii Berlin

1 week 3 days ago

FREITAGSPREDIGT

Hutba: Neid macht gute Taten zunichte

14. Januar 2021

Verehrte Muslime!

Der Mensch besitzt neben guten auch schlechte Charaktereigenschaften. Dazu gehört der Neid. Ein neidischer Mensch möchte nicht nur haben, was ein anderer besitzt oder kann, sondern hofft auch darauf, dass der andere seinen Besitz verliert. Im Islam hat Neid keinen Platz, denn in einem Koranvers heißt es: „Und hefte deine Blicke nicht auf das, was wir einigen von ihnen gewährten – den Glanz des irdischen Lebens —, um sie damit zu prüfen; denn deines Erhalters Versorgung ist besser und bleibender.“[1]

Liebe Geschwister!

Bereits Iblîs, also der Teufel, war neidisch auf Âdam (a). Weitere Beispiele aus dem Koran sind die Geschichten von Kâbil, der seinen Bruder Hâbil aus Neid tötete, oder die Brüder des Propheten Yûsuf (a), die ihn in einen Brunnen warfen, weil sie neidisch auf ihn waren. Diese Beispiele zeigen, welche gefährlichen Folgen Neid und Eifersucht haben kann. Neid ist sogar so gefährlich, dass er zum Verlust der göttlichen Barmherzigkeit führen kann. Unser Prophet ﷺ warnte uns deshalb eindringlich davor und sagte: „Hütet euch vor Neid! Denn er verbrennt die guten Taten, wie das Feuer das Holz.“[2]

Ein Muslim, der an Allah und das Jenseits glaubt, kann eigentlich gar nicht neidisch sein.
Stattdessen wünscht er seinen Geschwistern das, was er für sich selbst wünscht. Was aber durchaus möglich ist, ist dass er natürlich danach streben kann, einen ähnlichen Status zu erreichen wie andere, ohne aber darauf zu hoffen, dass diese ihren verlieren.

Das gilt laut unserem Propheten ﷺ nicht als Neid, denn dieser sagte: „Zwei Personen sind beneidenswert: Jemand, dem Allah ein Vermögen gewährt, das er rechtmäßig ausgibt; und jemand, dem Allah Wissen und Weisheit gibt, mit dem er angemessen urteilt und es anderen lehrt.“[3]

Liebe Geschwister!

Wer neidisch ist, schadet niemanden außer sich selbst. Jemanden um seines Besitzes, seines Erfolges oder seiner Schönheit willen zu beneiden, bedeutet nämlich eigentlich, die Vorherbestimmung und Barmherzigkeit Allahs in Frage zu stellen. Hier gilt es, an die Worte unserer Gelehrten zu erinnern, die sagten: „Wer an die Vorherbestimmung (Kadr) glaubt, bleibt vor Kummer sicher.“

Das heißt, wir tun, was nötig und geboten ist, und vertrauen dann auf Allah. Denn im Koran heißt es: „Wir verteilen den Lebensunterhalt auf Erden unter ihnen und erhöhen die einen von ihnen im Rang über die anderen, so dass die einen den anderen von Nutzen sind. Doch deines Erhalters Barmherzigkeit ist besser als das, was sie zusammentragen.“[4]

Möge Allah uns zu jenen zählen, die sich seinem Willen hingeben und einander nicht beneiden. Âmîn

[1] Sure Tâhâ, 20:131
[2] Abû Dâwûd, Adab, 44
[3] Buhârî, Ilm, 15; Muslim, Salât al-Musâfirîn, 268
[4] Sure Zuhruf, 43:32

Fatih Camii Berlin

1 week 5 days ago

Fatih Camii Berlin updated their status.

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

1 week 6 days ago

Cenaze namazı çarşamba günü saat 13:30 da

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

2 weeks 2 days ago

Fatih Camii Berlin

2 weeks 3 days ago

Değerli Cemaatimiz lütfen bu anketi cevaplayalım ve yakınlarımızla da paylaşalım.

Cuma geceniz mübarek olsun

https://forms.gle/tXmxm7hyeEfcat4t5

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

2 weeks 3 days ago

Fatih Camii Berlin

Fatih Camii Berlin

2 weeks 3 days ago

CUMA HUTBESİ

Hutbe: Duada Israr Etmek

07 Ocak 2021

Muhterem Kardeşlerim!

Müminler olarak her birimiz hem dua etmeye hem de bize dua edilmesine ihtiyaç duymaktayız. Çünkü dua, kulluk bilinci içerisindeki kişinin tüm istek ve arzularını Rabbinden talep etmesi demektir. Yeryüzünden Allah’a doğru yükselen dualarımız, Allah ile kurduğumuz en kuvvetli bağdır ve bizimle Allah arasındaki ilişkinin canlı tutulmasını sağlar. En sevinçli hâlden en kederli hâle, maddi ve manevi en üst seviyeden en alt seviyeye, her ne hâl ve durumda olursak olalım, Allah ile olan bağımızın canlılığını sürdürebilmesi ancak dua ile olur.

Değerli Müminler!

Her gün namazlarımızda defalarca okuduğumuz Fâtiha suresindeki “(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.”[1] ayetinde de ifade buyurulduğu gibi, hiç şüphesiz dua edilecek tek merci, gücü her şeye yeten Yüce Allah’tır. Allah Resulü ﷺ de bir hadisinde “Dua ibadetin özüdür.”[2] buyurmuştur. “Bana dua edin, kabul edeyim.”[3] ayetiyle ise Rabbimiz, biz kullarını âdeta kendisine dua etmeye çağırmaktadır. Zira kulluğumuzun ana ekseni duadan oluşur. Bu yüzden de biz dua ile Allah’a yöneldiğimizde aslında Onu hakkıyla tanımaya çalışıyor ve tazim ediyoruz demektir. İşte yüce Allah’ın da biz kullarından istemiş olduğu tam da budur.

Aziz Müslümanlar!

Dualarımızı içten ve inanarak yapmalıyız. Zira şundan emin olmayız ki, dualardaki talepleri yerine getirmede Allah için hiçbir zorluk yoktur. Peygamber Efendimiz ﷺ’in ifadesiyle:
“Allah’a, kabul edileceğine gerçekten inanarak dua ediniz. Biliniz ki Allah, gafil ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez.”[4] Ayrıca sahabeden, Resûl-i Ekrem ﷺ’in dualarını genelde üç kere tekrarladığını öğreniyoruz.[5]

Peygamberimiz ﷺ’in bizi bu anlamda uyardığı husus ise, isteklerimizi farkında olarak, bilinçli bir şekilde dile getirmemiz gerektiğidir. Bu şekilde yaptığımız dualarımızda ısrar etmemiz ise çok büyük önem taşır. Nitekim yüce Mevlamız “Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.”[6] ayetiyle kendisine yönelen kulun duasını kabul edeceğini vadeder. Resulullah ﷺ Allah’ın kendisine kalkan elleri boş çevirmekten hayâ edeceğini ifade edip “Sizden biriniz, ‘Dua ettim de duam karşılık görmedi’ deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur.”[7] buyurmuştur. Sahabe, “Yâ Resulallah! Acele etmek nedir?” diye sorunca da “Dua ettim de kabul edildiğini görmedim deyip ve o anda vazgeçerek duayı bırakmaktır.”[8] cevabını vermiştir.

Muhterem Kardeşlerim!

Dua ibadeti belli bir mekâna ve zamana bağlı değildir. İster evde, çarşıda, trende, arabada, okulda veya iş yerinde olalım, dua ve zikirleri hiçbir zaman dillerimizden düşürmemeliyiz.

Allah bizi Ona her koşul ve her şartta yalvarıp yakaran, daima Ona sığınan kullarından eylesin ve kabul olmayan duadan da bizleri korusun. Amin.

[1] Fâtiha suresi, 1:4
[2] Tirmizî, Deavât, 1
[3] Mü’min suresi, 40:60
[4] Tirmizî, Deavât, 65
[5] Müslim, Cihad, 39, H. No: 1794
[6] Bakara suresi, 2:186
[7] Ebû Dâvûd, Vitr, 23
[8] Müslim, Zikr, 92


This is a Facebook demo page created by plugin automatically. Please do not delete to make the plugin work properly.